April 12
EFENDİMİZ (S.A.V)'İN BAZI SÜNNETLERİ
- Pazartesi ve Perşembe günleri nafile oruç tutmak
- Cuma günleri en güzel ve temiz giysileri giyinmek, gusül abdesti almak
- hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak
- selamı yaymak. selam, kelamdan önce gelir
- yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
- yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
- Yemeğe tuz ile başlamak
- yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
- yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak, yalnız yemek yememek
- acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
- Suyu üç yudumda ve oturarak içmek
- az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. mütebessim olmak.
- çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.
- tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.
- konuşmaya Allah’ın adıyla başlamak ve Allah’ın adıyla bitirmek.
- boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.
- uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.
- yüzükoyun yatmamak.
-yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek ihlas, felak ve nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.
- Aksırınca sesi az yükseltip, “Elhamdülillah” demek. Böyle diyene de “Yerhamükellah” demek. Bize dediklerinde “Yehdina ve yehdikümüllah” diye cevap vermek.
- Camiye sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak
- takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.
- davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.
- tesettürle yıkanmak, peştamal, havlu vb. kullanmak
- mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak.
- sıla-i rahimde bulunmak. “akrabayla alakayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise Allah’ın rahmeti inmez.”
- anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak.
- Biri seslendiğinde seslenene bütün vücudu ile dönmek
- Misafiri kapıda karşılamak ve giderken yolcu etmek
![1313Allah1[1]](http://byfiles.storage.live.com/y1pFyI9HRM91Ym6otAaXZeJvHV-05nObdA04FBhXTScGlWALlc8USF82_8LlzoIQTyRNm9mFZb5PMU) 
Ey uzaklarda zannedilen, Mekke’de, Medine’de aranan Şanlı Nebî. Adınla ve hayatınla gönlümüzde yaşıyorsun.
Yâ Resulallah, adını anmadığım zaman uzak, çok uzak çöllerde tek başına kalmış bir yolcu gibi şaşkın ve biçareyim. Ümidini yitirmiş bir divaneyim. İnsanların çektiği sıkıntıların nedenini anlayabiliyorum. Senden uzak olmak, güneşten mahrum kalmak demek, ışıksız yaşamak demek.Senin nurun kâinatı aydınlatıyor, gönülleri ışıldatıyor.
Usul usul girdin hayatıma, güneş gibi kırmadan, incitmeden yâ Resulallah. Yer ettin gönlümde ebediyen.
Ey şefkatli Resul, bir Sen varsın yakınımız, yeryüzündeki rahmetinin tecellisi olan Rabbimizin. Biz kendimizden bile habersizken, bizi düşünen o incelerden ince, gözü yaşlı dualarla bizim için atan kalbin şimdi bize emanet. Makam-ı Mahmud’un adına, Rabbimizin katındaki o yüce merteben hürmetine, rahmetinle yıka içimizi. Tertemiz et bizi. Terkedilmişler, bir kenara itilmişler, öksüzler, yetimler, binbir dertle inleyenler adına ne olur yetiş imdadımıza.
Seninle çoğalmayan, gösterdiğin pencereden bakmayan gözler ışığı göremiyor. İçimizdeki şefkat ateşini yakıyor, yandırıyor o zaman. Bir damlayı ummanına kat. Coşkun bir deniz olup çağlayayım Ebubekir gibi. Bütün insanlar adına cehennemin içinde bile yanmaya razı olabilelim o kahramanlar gibi. Cehennemden betermiş şefkat ateşi. Onu Söndürecek Sensin, Marifetullahtır ancak. Yetiş imdadımıza ey Resul, yetiş.
Yanan kalbe devasın Sen Bulunmaz bir şifasın Sen Habib-i Kibriya’sın Sen Muhammed Mustafa’sın Sen...
Yâ Resulallah! Yanmak mukaddes bir gaye uğruna, gösterdiğin yolda yanmak, tutuşmak güzelmiş meğer.
Su Sende, şifa Sende, serinlik, ferahlık Sende. Adını bir kerecik olsun anınca sönüyor yüreğimizdeki ateş, diniyor sızılar yâ Resulallah.
Kim demişse demiş ama biz demedik; “Gözden ırak olan gönülden de olurmuş” diye. Bu söz kim için, hangi zaman ve hangi mekânda söylenmiş olursa olsun asla doğru diyemiyorum. Senin için ise büsbütün yalan yâ Resulallah. Senin için yalan Sevgilim. Biz Seni unutmadık ya Resulallah. Sen bize içimize çektiğimiz bir nefes hava kadar yakınsın. Farkında değiliz, dört bir yanı kuşatan ışığının. O uçsuz bucaksız rahmetinin farkında değiliz. Rabbim Senin elinle, dilinle uzatmış rahmetini bize. 124 bin peygamber arasından, Sana ümmet etmiş bizi. Bu şeref yeter bize, yeter de artar ya Resulallah. Biz Seni hiç unutmadık. Sen gönül tahtımızın tek sultanısın. Ne gözden ırak, ne de gönülden uzaksın yâ Resulallah...
![1313Allah1[1]](http://byfiles.storage.live.com/y1pFyI9HRM91Ym6otAaXZeJvHV-05nObdA04FBhXTScGlWALlc8USF82_8LlzoIQTyRNm9mFZb5PMU)
![1313Allah1[1]](http://byfiles.storage.live.com/y1pFyI9HRM91Ym6otAaXZeJvHV-05nObdA04FBhXTScGlWALlc8USF82_8LlzoIQTyRNm9mFZb5PMU)
Her şey Seninle anlam kazanır yâ Rasûlallah; Sensiz ise, anlamlı gibi görünen her şey anlamını yitirir.
Gel ey Can!
Gel ey Nur!
Hayatımıza gel, aşkımıza gel…
Kararmış dünyamıza gel…
Gel ki, aydınlansın her yer
Gel ki, çekip gitsin zulmet.
Gel ey Gül!..
Dikenliklerimize gel.
Gel ki, kurtulalım sivri dikenlerin istilâsından.
Gel ki, Güle yönelelim biz de.
Gel ey Gül!
Gel artık!..
Gönder Rabbim, Gülümüzü gönder bize…
Gül, Peygamberdir…
Gülün her yaprağı da bir Sahabe…
Gül, İslâm’dır…
Gül, huzur ve mutluluktur…
Gül kokusu, Peygamber kokusu, dokusu da sevgi ve muhabbettir…
İşte bütün bunlar, bir bütün olarak sadece ve sadece sensin yâ Rasûlallah!..
Öyleyse gel ey Gül!
Gel ey Can!
Gönder Rabbim, Gülümüzü gönder artık bize…
Gönder ki, kurtulalım sivri dikenlerin istilasından…
Gel artık, gel ve şefaat et ey Can!..
Ya Rasûlallah!
   
PEYGAMBERİMİZ ( S.A.V ) NEDEN SEVİYORUZ: Alemlerin sultanı efendisi hakikat rehberi el emin müminlerin emiri güvenilirhakkı batıldan ayıran özelliği insanlar arasında hakem yılmadı islam davasını anlatan yaşayan (oku rabbin için ) denildiğinde okuyan ondan mucizeler istenildiğinde şakkül kamer ayın ikiye bölünmesi o doğarken iran,ın kisra saraylarının yıkılması insanlar sevdi sahabe sevdi bizde seviyoruz neden mi? kuran ,ı kerimde anlatılan kıssalar onu melekler sevdi taş sevdi diken sevdi dağlar mağara arkadaşlarısevdi onun yolunda ne cefalar çekildi: bunu tüm dünyaya haykıracağız onu anlamak onu yaşamak apayrı bir duygudur: onun bizim gibi eli, ayağı, gözü, kulağı, ağzı, dili, kalbi, vardı: bütün insanlar gibi anneden babadan doğmuş kundağa sarılmış bebek doğmuş bazen ağlamış bazen oynamış zıplamıştı velhasıl ALLAH (cc) tarafından ona üstün meziyetler verilmiştir: fizyolojik olarak mükemmel doğmuştur:fahri kainat efendimiz: ailesi akrabası çevresi arkadaşları milleti vardı.konuşur tebessüm eder doğruluğu dürüstlüğü adaletli olmayı severdi sevdiğive sevmediği şeyler olurdu yemek yer su içer istirahat eder çarşıya çıkıp ihtiyaçlarını temin ederdi. yol gösterici örnek insan bir rehber doğruya iletici bir önderdi. ilahi nizamın son hak savunucusu tebliğcisiydi. ALLAH (cc) sevmiş bu sevgi uğruna alemleri yaratmış peygamberlik vasifesini ona vermiş çeşitli vesilelerle insanlar arasında itibarını artırmıştır. gençliğinde el emin oluşu kendisine verilen emanete tüm anlamıyla koruması kabe onarıldığı anda :hadis i şerifte hacerül esved ALLAH u teala tarafından yollanacak herkesin davet ettiği yere gitmeyip devenin oturduğu yerde ilk cami yapılacak akıllara apayrı bir güzellik katacak büyük bir savaşı önlemiş çünkü ilahi dava omuzlarına bindiği zaman yine hakem olacaktı. ayeti kerimede: ( biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik ) aynı şekilde ümmüydi.doğruyu doğru zamanda doğru bilgilere doğru şekilde anlatırdı. kendisine soru sorulduğu zaman teker teker anlatırdı. cesur bir asker dirayetli bir komutan idi. hak ile batılın mücadelesi sözden öte geçip silaha dönüştüğünde galibin belirlenebilmesi için silahlar konuştuğunda zırhını giyer kılıcını kuşanıp rabbinden yardım dileyerek ashabı ile birlikte düşmana karşı savaşırdı hem cesur bir komutan olur. düşmana karşı birliğini komuta ederdi. ordunun zaafa düştüğü zamanlarda ümitsizliğe kapılmazdı. orduyla güzel iştişare ederdi. doğdu : ümmetim ümmetim dedi. yaşadı: ümmetim ümmetim dedi. israda: ümmetim ümmetim dedi. huzuru ilahide: ümmetim ümmetim dedi. can boğazda son nefeste:ümmetim ümmetim dedi. lüvail hamd bayrağı elindeyken:ümmetim ümmetim dedi. mizan terazisi nin başında:ümmetim ümmetim dedi. makam - ı - mahmud da ümmetim ümmetim dedi. kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsünde:ümmetim ümmetim dedi. havza - i - kevser başında :ümmetim ümmetim dedi. bütün peygamberler ve insanlar nefsim nefsim diye feryat ederken ...? cennetin kapısında ( gir ya muhammed ) (s.a.v )diye nida olunduğunda gözleri yaşlı boynu bükük kalbi mahzun bir halde : ya rabbi ;...! ümmetim ümmetim diyecektir.) bir garip dost...selam ve dua ile....
   ![rose2xt[1]](http://byfiles.storage.live.com/y1pFyI9HRM91YmEmZ5Lelq99AO2eJD7og4UkQOppkDrvTFVR-R65qnU3zESQ5_wmVju_Gl6ADgD9hw)  
Sevgili Peygamberimizin ilgisi ve şefkatiyle, gönlü neşeyle dolan, sevinç tebessümleriyle yüzünde güller açan daha pek çok çocuk varmış… Şimdi anlatacağımız olay ise yine çok anlamlı ve çok güzel bir hatıra…
Peygamber Efendimiz, ihtiyaç sahibi insanlara yardım elini uzatır, hiçbir kimseyi eli baş çevirmezmiş… Günlerden bir gün, yanında on dirhem parası olduğu halde çarşıya çıkmış. Çarşıda kendisi için dört dirheme bir gömlek almış. Gömleği üzerine giyinerek dışarı çıkmış. Kısa bir süre sonra, yoksul birisi gelerek şöyle bir ricada bulunmuş:
- Ey Allah’ın Resulü! Bana bir gömlek giydir. İnşallah, Allah Teâlâ da Sana cennet elbisesi giydirir…”Peygamberimiz derhal gömleği çıkarıp ona giydirmiş… Sonra geri dönerek, dört dirheme bir gömlek daha satın almış… Geriye sadece iki dirhemi kalmış…
Yolda yürürken, ağlayan bir kız çocuğuna rastlamış. “Niçin ağlıyorsun?,” diye sormuş. Çocuk ağlayarak cevap vermiş: “Efendim ! Ben hizmetçi bir kızım. Ev sahibim bana, un almam için iki dirhem vermişti, fakat parayı kaybettim…”
Sevgili Peygamberimiz, geri kalan iki dirhemi hemen ona uzatmış. Kızın yanından uzaklaşmış. Fakat kızın ağlaması devam ediyormuş. Bu kez Peygamberimiz geri dönerek yine sormuş: “Yavrucuğum istediğin iki dirhem değil miydi? Hâlâ niçin ağlıyorsun?” Kız: “Yine de parayı kaybettiğim için bana kızmalarından korkuyorum” demiş.
Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz, kızı yanına alarak, beraberce evlerinin önüne kadar gelmiş. Kapıya geldiklerinde : “Esselâmü aleyküm,” diyerek selam vermiş. Evdekiler Peygamberimizin tatlı sesini hemen tanımışlar. Ancak cevap vermemişler. Peygamberimiz ikinci kez yine: “Esselâmü aleyküm,” diyerek selam vermiş. Ev halkı yine susmuş, cevap vermemişler.
Bunun üzerini Peygamberimiz üçüncü kez : “Esselâmü aleyküm,” diyerek selam vermiş. Bu defa evdekiler hep birden kapıya çıkarak sevinçli bir şekilde karşılık vermişler: “Ve aleyküm selâm…”
Peygamberimiz hemen sormuş : “Verdiğim birinci selamı duymadınız mı?...” “Evet ! Ancak, bize verdiğiniz selamları artırmanızı ve sesinizi daha fazla duymayı istediğimiz için böyle yaptık,” karşılığını vermişler.
Hemen Peygamberimizi içeriye buyur ederek, hatırını sormuşlar ve : “Hayırdır Ey Allah’ın Resûlü! Burayı ziyaret sebebiniz nedir acaba?” demişler. Peygamberimizde olanları aktarmış ve : “Bu hizmetçi kız parayı kaybettiği için belki ona kızarsınız endişesiyle geldim,” diye eklemiş.
Bunun üzerine ev sahibi: “Canımız yoluna feda olsun Ey Allah’ın Resûlü!... Mâdem ki bu kız, sizin bize gelmenize vesile oldu. Ben de şuanda onu, Allah rızası için serbest bırakıyorum. Artık dilediği gibi hareket edebilir, müjdesini vermiş…”
Peygamberimiz, bu güzel haberi aldıktan sonra mutlu ve neşeli bir şekilde oradan ayrılmış. Yürürken de şunları söylüyormuş :
“Allah şu on dirhemi ne çok bereketlendirdi. Bana bir gömlek nasip etti. Bir başkasına bir gömlek aldırdı. Sonunda da bir hizmetçi kıza iyilikte bulundurdu. Sonsuz şükürler olsun. Doğrusu Allah sınırsız kudretiyle bizi hep böyle rızıklandırıyor.”
March 06
NAMAZ İLE İLGİLİ HADİSLER
"Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın"
"Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar."
"Ezan ile kamet arasında yapılan dua reddedilmez."
"Büyük günahlardan kaçınıldığı müddetçe, beş vakit namaz ile iki cuma, aralarında işlenen küçük günahlara keffârettir."
"İki serinlik namazını, sabah ve ikindiyi kılan kimse cennete girer."
"Şüphesiz namazdan en çok sevap kazanacak insanlar, uzak mesafelerden camiye yürüyerek gelenlerdir. Namazı imamla birlikte kılmak için bekleyen kimsenin sevabı, namazı tek başına kılıp sonra uyuyan kimseden daha büyüktür."
"Sizden biriniz, abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde oturduğu müddetçe, melekler kendisine:
- Allahım! Bunu bağışla, buna rahmetinle muamele et, diye dua ederler."
"Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir."
Yatsı namazını cemaatle kılan kimse, gece yarısına kadar namaz kılmış gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse ise bütün gece namaz kılmış gibidir".
"İnsanlar yatsı namazı ile sabah namazındaki fazilet ve sevabı bilselerdi, emekleyerek bile olsa mutlaka camiye, cemaate gelirlerdi."
"Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. İnsanlar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi."
"Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır"
"Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabb'i:
- Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir."
"Erkeklerin en çok sevap kazanacağı saf ilk saf, en az sevap kazanacakları saf son saftır. Kadınların en çok sevap kazanacağı saf son saf, en az sevap kazanacakları saf ise ön saftır."
"Sabah namazının iki rek`at sünneti, dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır."
Bir ay boyunca Peygamber aleyhisselâm'ın namazına dikkat ettim, sabah namazının sünnetinde Kâfirûn ve İhlâs sûrelerini okurdu.
"Her kim cuma günü abdest alırsa ne iyi eder; hele boy abdesti alırsa, o daha iyidir."
January 21
  "DOSTLUK VE AŞK DESTANI"  
Çölde bir aşk rüzgarı eser…İnsanın ruhunun derinliklerini yakar…Bu öyle basit arzular ve tutkular değildir…3 günlük meraktan doğan geçici hevesler değildir…Bu, asil ve ulvi bir duygudur…Bu, Mecnun'un, Leyla'da Allah'ın sıfat nurunu görerek ālimler ve edebiyatçılar nazarında yine değerli olan beşeri aşktan, İlahi aşka uçuştur…Dünyadan En Yüce Alem'e, Sonsuzluğa uzanan ölümsüz bir duygudur…
Hz.Muhammed a.s.; "Ölmeden evvel ölünüz!"der. Peki bu nasıl olur? Bu sır, evliyanın dilinden: " Aşksız olma ki ölü olmayasın, aşkta öl ki diri kalasın!" diye dökülerek anlaşılır. Başka bir yıldızdan şu mesaj gelir: "Aşk bir güneşe benzer; āşık olmayan gönül, bir katı taşa benzer!" Yine Yaman Dede der ki:" Uçmak için iki kanat lazımdır; Biri ibadet, diğeri aşk!" Çoğu insan ibadet ettikleri halde, aşktan mahrum oldukları için Allah'ın sırrına eremiyorlar…
Gerçek ölümsüz dost Allah'tır. Sonra yine Kur'an ifadesiyle: "Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir." Buyurulur.
Bu bilgiler ışığında inanan kardeşlerime "Dostluk ve Aşk" şiirini armağan ediyorum;
DOSTLUK VE AŞK
İlk görüşte aşk vardır, yalnız dış güzellik ve yıldızının dost olması,
Sürekli aşkı sağlamaya yetmez !
Dostluk ve aşk: Birini gördüğünde
İçinde sıcak bir rüzgarın esmesidir.
Atasözündeki gibi aşkın ve dostluğun kaynağı uyumdur;
İnançta, hayat tarzında, alışkanlıklarda ve diğer önemli şeylerde.
Alışmak ta sevmektir; İlk beğeni küçük bir çiçekse,
İyilikler, yardımlar ve beraberlikler küçük aşk çiçeğini büyütür inan !
Bir insanı tamamen tanıyıp güvenince,
Gönül bahçende aşk doğar.
Aşk, fedakarlıktır, sabırdır, sevdiğini kendine tercih etmek,
İhtiyaçları ve sevilenleri önce ona vermektir.
Eğer sevilenin önemli bir değeri varsa,
Onun kıymetini anlamaktır.
Aşk, ma'şuku düşünmek, hayal etmek,
Çoğu zaman onu özlemektir.Ve iki bedende Tek Ruh olmaktır !
     
October 11 
BEN ERMENI DEGIL TÜRKÜM!
Adnan BULUT
Tarih; 26 Şubat 1992
Yer; Azerbaycan, Hocalı
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı. Onlardan duymuşlardı.
Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı... Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı:
-Akçik, manç?.. (Kız mı, oğlan mı?)
-Akçik... (Kız)
Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı. Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.
-Tun şahetsar, ınger... (Sen kazandın, yoldaş)
-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)
-Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette)
Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:
-Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver)
Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi. Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:
-Asixn ma/, çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)
Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa, başı da orta yere düşmüştü...Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.
Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir.
Ajanslar, katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.
26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar.
26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler.
Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını, sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular.
Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda "Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün" denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.
Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttıfaki Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366. Alay 'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.
Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.
Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: "Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz"
Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna, 'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan
October 09
EBU HUREYRE
...Ebu Hüreyre (Radiyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim bir müslümandan dünya kederlerinden bir keder giderirse Allah ondan ahiret günü kederlerinden bir keder giderecektir. Kim de müslümanı örterse Allah onu dünya ve ahirette örtecektir. Ve kim bir fakir borçluya kolaylık gösterirse, Allah ona dünyada ve ahirette kolaylık gösterecektir. Kul, (din) kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımcısıdır. Kim bir yola giderek onda ilim ararsa, bu çalışması sebebi ile Allah ona Cennet’e giden bir yolu kolaylaştıracaktır. Allah’ın evlerinden birisinde toplanıp Kur’an okuyarak onu birbirlerine öğreten her cemaatı melekler ziyaret eder, onların etrafından dönerler, o toplumun üzerine iç huzuru ve rahatı iner, ilahi rahmet onları kaplar, katında bulunan melekler yanında Allah onları (övgü ile) anar. Ameli yüzünden geri kalan bir kimse nesebi (nin şerefi) ile sür’at alamaz.”
EBU HUREYRE
Ey Ebu Hureyre, vera sahibi ol (harama götürme şüphesi olan şeylerden de kaçın) ki insanların Allah'a en iyi kulluk edeni olasın! Kanaat karlığı esas al ki insanların Allah'a en iyi şükredeni olasın. Nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki (kamil) mü'min olasın. Sana komşu olanlara iyi komşuluk et ki (kamil bir) müslüman olasın. Gülmeyi az yap, zira çok gülmek kalbi öldürür.
|